Mimarlık ve tasarım dünyasını kışkırtacak yeni gelişmeler
veya beklentiler oluşmadıkça en anlaşılabilir, en basit ve en ekonomik olan
doğru olmaya devam edecek gibi gözüküyor. Tüm dünyada yaşanan onca
olumsuzluklara rağmen tüm ilim ve bilim insanları gibi tasarımcılarda
yenilikleri takip etmekte ve hatta yeni ya da farklı olmak adına bütün
imkanlarını ve yaratıcıklarını zorlamaktalar.
Fakat ne yazık ki tasarım
dünyasında özellikle mimarlar için yaratıcılığın sınırları ancak bir başkasının
yani işverenin hayal gücü ya da daha gerçekçi olmak gerekirse bütçesi ile
çizilmekte. Oysaki fakültede bu böyle değildi! Hayal gücünüzü en fazla
paftalarınızın ebatları ya da şevkiniz, hırsınız belirlerdi… Maalesef eğitim ve
gerçek hayat deneyimi arasındaki farkın en fazla olduğu ve hayal kırıklığı
yaratabilen mesleklerin başında “tasarım” geliyor! Gerçek hayatta
tasarım=şartname, tasarım=rant, tasarım=zorunluluk ve en önemlisi tasarım=para
denklemleri ile akıp gitmekte. Hayal gücü(!) geniş ve bonkör işverenler ile
çalışma fırsatını yakalamış tasarımcılar ise öğrencilik yıllarına adeta geri
dönüldüğü bu ilişki boyunca elde ettikleri lezzeti daha sonraki işlerinde de
yakalamaya çalışmaktalar, aramaktalar. Ancak bu durumda ortaya sonsuz hayal gücü
fakat sınırlı bütçe veya zorunluluklar ile yoğrulmuş bilinmezler ve
çözümsüzlüklerle dolu saçma sapan yapılar ortaya çıkmakta.
Bu büyülü
birliktelik sonrası tekrar bu ortamı yakalayabilen ve hatta kendilerine bu
ortamı yaratabilen tasarımcılar ise zaten çizdikleri yolda ve çevrede başarıyla
ilerlemeye devam edebilmekte. Her ne kadar günümüzde yaşanılan ekonomik buhran
tasarımcıları yeni tasarımlar, yapılar ve yeni projeler yapmaktan alı koyuyor.
Maalesef tamamen insan odaklı ve becerinin tecrübeyle ölçüldüğü bu mesleklerde
yaşanılan en büyük hayal kırıklığı da bu olmakta ve olmaya devam edecek!...
Tasarım dünyasında mimarlar diğer disiplinlere oranla tasarım yaparken ekonomi,
politika, çevresel veriler, sosyoloji, psikoloji gibi birçok değerleri dikkate
alarak, en azından almaya çalışarak projelerini şekillendirmeye çalışmaktalar.
İşin içinde bunca dikkate alınması gereken unsur varken doğru bazen en
basit ve fonksiyonel oluyor. Bu durumda tasarıma şekil veren sadece değerler
oluyor, bizler yani mimarlar maalesef hayal gücünden önce bu değerleri analiz
eden ve sonuçta çözümleyen kişiler olmaktayız. Zaten benim hatırladığım
kadarıyla üniversitelerde hayalgücü ilgili bir ders bulunmamakta. Hayalgücümüzü
etkileyecek veya sınırlayacak onca olumsuzluklara rağmen yaratıcılık büyük
ölçüde tecrübeler sonucu elde edilmekte. Yani aslında bu sadece uzun bir süreç.
Onun için en azından bu olgunluğa ulaşmadan yaratıcılık kısmını ustalara
bırakmak ve bizden beklenileni yapmak lazım; fonksiyonel, modern
yapılar!..